29 Haziran 2013 Cumartesi

Akraba Evliliği Nedir? Sakıncaları Nelerdir?


Aynı soydan gelen kişilerin yaptığı evliliğe akraba evliliği denir. Akrabalık; anne soyundan gelebileceği gibi baba soyundan da gelebilir. Her ikisi de aynı derecede önemlidir. Akraba evliliği genel olarak iki derecede incelenir.
Akraba evlilikleri kendi içerisinde iki bölüme ayrılırlar;
Bunlar 1. Dereceden ve 2. Dereceden akraba evlilikleridir. Bunlardan 1. Dereceden olan akraba evlilikleri, kuzen evliliklerini oluşturmaktadır. Kuzenlerin birbirleri arasında yaptığı evlilikler, bu türden yapılan akraba evliliğidir. 2. Dereceden oluşan akraba evlilikleri ise, torun evliliği ismini almaktadır. Bu tür evliliklerde, genetik bozukluğa sahip olan doğum oranları bir hayli yüksektir. Bu sebeple evlilikten önce, genetik testlerin yapılması kesinlikle gerekli bir durumdur. Akraba evlilikleri dendiği zaman ilk akla gelen, bebeklerin bir özrü olarak dünyaya gelmesidir. Bu, çok acı bir gerçektir ama akraba evliliklerinde kesinlikle özürlü doğum gerçekleşir diye kesin bir yargı bulunmamaktadır. Bazen bu evliliklerden gayet sağlıklı bebek doğumları da gerçekleşmektedir.
Akraba evliliklerinde, anne karnında bozuk gen geçme olasılığı daha yüksektir. Dolayısıyla bu bireyler, aynı soydan gelen bireylerdir. Bu sebeple de bu kişilerin genleri aynıdır. Bu ise, hasta çocuk doğum riskini iki katına çıkaran bir durumdur. Akraba evlilikleri sonucunda bebeklerde görülen hastalıkların en fazlası, kan hastalıkları, göz, kalp ve şeker hastalıkları, zeka geriliği ve de vücut bozukluğudur.
Ülkemizde her beş evlilikten birini oluşturan akraba evliliklerinde özürlü çocuk doğma riski yüksektir. Türkiye’de evliliklerin yüzde 20’sini oluşturan akraba evliliklerinde özürlü çocuk doğma riski iki katına çıkıyor. Bu yüzden akraba evliliği yapmayı planlayan çiftlere evlenmeden önce muhakkak genetik danışmanlık almaları öneriliyor.

27 Haziran 2013 Perşembe

Kanal Tedavisi Nedir? Nasıl Yapılır?



Sinirlerin hasar görmesi sonucu oluşan şiddetli ağrılar nedeniyle bu diş köklerinin temizlenmesi ve doldurulması gerekir. Diş köküne yapılan bu temizlik ve doldurma işlemine (dolgu) ise kanal tedavisi denilmektedir.
Kanal Tedavisi Nasıl Yapılır?
-Öncelikle anestezi işlemi gerçekleştirilir. Çürük diş kökü ile birlikte diş çevresi uyuşturulur.
-Anestezi işlemi tamamlandıktan sonra eğe denilen bir alet ile çürük dişin içerisindeki pulpa ve çürük hücreler temizlenir.
-Dişin içi eğeler ile uygun biçim alana kadar genişletilir ve klorheksidin, sodyum hipoklorit ve serum gibi fizyolojik sıvılar ile yıkanır.
-Diş kökündeki çürümenin sebep olduğu herhangi bir iltihaplanma var ise açılan kanala geçici dolgu yapılarak verilen antibiyotikler ile iltihabın kuruması sağlanır. İltihap kurumadan dolgu işlemi gerçekleştirilemeyeceği için bu sırada tedavi süreci ileri bir tarihe ertelenir.
-Dişin dolgu yapılabilir hale gelmesinden sonra geçici dolgu alınır, kompozit veya diğer dolgu türleri ile diş doldurulur ve ardından ışık tedavisi uygulanır.
Kanal Tedavisi Sonrası Ne Yapılmalı Yapılmamalı?
Anestezinin etkisiyle uyuşturulan bölgeyi birkaç saat hissedemeyebilirsiniz. Geçici durumdur merak etmeyin. Bu kanal tedavisi yapıldıktan sonra en az 2-3 saat süresince de herhangi bir besin almamanız gerekmektedir. Yemek yemeye başladığınızda ise yine dolgunun olduğu kısma ağırlık vermemeye gayret ediniz. Doktorunuzun vermiş olduğu ağrı kesici ve antibiyotikleri de olabildiğince zamanında almaya çalışın.

25 Haziran 2013 Salı

Bel soğukluğu nedir?



Bel soğukluğu, cinsel ilişki yoluyla bulaşan bir hastalıktır. Özellikle cinsel yönünden aktif gençleri hedef alması ve tedavi edilmez ise ilerleyerek kısırlığa yol açmasında dolayı oldukça önemlidir. Düşük sosyoekonomik düzey, çok eşli cinsel yaşam, cinsel aktivitenin erken yaşta başlaması, hastalığın saklanması bazen de hiç belirti vermeden seyretmesi sebebiyle yayılımı oldukça fazladır. JFK Hastanesi'nden aldığımız bilgileri sizlerle paylaşıyoruz...

Gonore (Bel soğukluğu etkeni) nedir?
Gonore, cinsel temasla bulaşan erkeklerde sıklıkla üretrit (idrar kanalı iltihabı) ve bel soğukluğu, kadınlarda ise sıklıkla servisit (rahim ağzı bölgesi iltihabı) yapan bir hastalıktır

Erkeklerde belirtileri nasıldır?
Erkekte belirtileri daha çok idrar yolu enfeksiyonu gibidir. Penisten gelen beyaz-sarı renk akıntı en önemli belirtisidir. İdrar yaparken yanma, acıma ve penisin ucunda kızarıklık da olabilir.
Kadınlarda belirtileri nasıldır?

Kadında belirtileri idrar yolu enfeksiyonu benzeri bulgular yanında daha çok iç üreme organlarda hastalık yaptığından %50 hastada hiç belirti vermeyebilir. Yine burada da beyaz-sarı renk vajinal akıntı, ağrılı idrar yapma ve adet kanamaları arasında ara kanamaları görülmesi önemli belirtiler arasındadır. Dahası gebe kadında bel soğukluğu düşüklere ve erken doğumlara sebep olabilir. Doğum sırasında bebeğe bulaşabilir ve bebeğin gözlerinde iki taraflı akıntı ile başlayan, körlüğe kadar varabilen hastalığa yol açar.

Bel soğukluğu makatta hastalık yaparsa anus çevresinde kaşıntı, ağrı, makattan kanama ve akıntı gibi belirtiler verir. Boğazda yerleşirse (cinsel organdan ağıza bulaşmış olabilir) daha ciddi hastalığa ve mikrobun kana karışmasına sebep olabilir.

BEL SOĞUKLUĞUNDAN KORUNMANIN YOLLARI

Bel soğukluğundan korunmak için kesinlikle tek eşlilik tercih edilmelidir. Hayat kadınlarında, birden fazla kişiyle birlikte olanlarda bel soğukluğu görülme ihtimali fazladır.
Bir diğer metot ise ilişki sırasında korunmaktır. Prezervatif (kondom) kullanmak büyük oranda korunma sağlar. Yalnız prezervatif bir kere kullanılmalı sonra atılmalıdır. Fakat asla yüzde yüz koruma sağlamaz.
Bu hastalığın erken tanısı hastalığın başkalarına bulaşmaması için çok önemlidir. Bu hastalığa yakalananların hastalıktan tamamen kurtuluncaya kadar cinsel ilişkiden uzak durmaları gerekir. Çünkü hastanın kendi sağlığını düşündüğü kadar karşıdaki insanı da düşünmesi gerekir

Bel soğukluğu nasıl tedavi edilir?
Tedavisi de oldukça kolaydır fakat kesinlikle bir doktor tarafından verilmeli zira hemen hemen aynı belirtilere yol açan birçok mikrop var. Tedavi de doktorun tarif ettiği biçimde uygulanmalıdır. Cinsel eşlerinde doktora getirilmesi ve onların da tedavi almaları kesinlikle gereklidir.

22 Haziran 2013 Cumartesi

Anestezi Nedir? Anestezi Türleri Nelerdir?


 ANESTEZİ NEDİR?
İlk kez Yunanlılar tarafından kullanılan , 'anestezi' terimi; duyarsızlık, hissizlik duyuların geçici olarak kalkması manasına gelmektedir. Alman tıbbında ve Türkiye'de bazı insanlar arasında Genel Anestezi deyimi yerine "Narkoz" da denilmektedir. Narkoz, anestezi ile eş anlamlı gibi görülüyor olsa da, tam bilinç kaybı olmadan, duyarlılığın ileri derecede ortadan kalkmasıyla oluşan belirgin uyuşma halidir. 
Yaradılışından itibaren insanoğlu ağrı ile savaşmış ve bunun geçirilmesi için çeşitli yollara başvurmuştur. Fakat cerrahi girişimlerdeki ağrının önlenebilmesi için geliştirilen uygulamaların tarihi çok eskilere dayanmamaktadır. Anesteziden evvelki devrede cerrahi girişim ancak hastanın büyük ızdırabına, üstüne üstlük ölümü pahasına yapılıyordu. 1800 yılında İngiliz kimyager Humphry Davy dişinin ağrısını nitrözoksit koklamak suretiyle geçirdiğini bildirirken 1842'de Dr. Cnrwford W. Long hastalarını ameliyat ederken ağrı duymamaları için eter koklatmayı denemiştir. 1946'da ise Boston'da Massachussetts General Hospital'de inhalasyon yolu ile uygulanan anestezi altında ilk ameliyat gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de ise 1850 li yıllardan itibaren gelişimi başlayan anestezi uygulamaları, 1950 li yıllardan sonra tıpta uzmanlık dalı haline getirilmiş ve bu uygulamanın sadece bu işle ilgili uzman hekimler tarafından yapılması yasal olarak düzenlenmiştir. Ülkemizde uzmanlık dalındaki bu eğitim, tıp doktorluğundan sonra tıp fakülteleriyle, bakanlık eğitini hastanelerinde 4 yıllık eğitim alarak ilgiliye uzmanlık belgesi verilerek sağlanmaktadır. Anestezinin gelişmesi ile hasta cerrahi girişimin bütün zararlı etkilerinden korunduğu gibi, cerrah da uzun ve ayrıntılı ameliyatlar yapma imkanına kavuşmuştur. 
Kaç türlü Anestezi vardır?
§  Genel Anestezi:
Hastanın anestezi altında bilincinin tam kapalı/şuursuz olması demektir. Genel anestezi oluşturmak için kullanılan maddelere genel anestezikler adı verilir. Damardan verilenlere intravenöz, solunum yolu ile oksijen ile birlikte kullanılanlar inhalasyon anestezikleri olarak adlandırılır. Her hastanın özelliğine göre seçilebilecek çok sayıda anestezikler bulunmaktadır. Yıllar önce çok kullanılan ve anestezi ile özdeşleşmiş olan Eter son yıllarda kullanılmamakta, onun yerini modern tıp teknolojisi ile geliştirilen, çok daha iyi neticeler veren başka ilaçlar almıştır.

§  Bölgesel Anestezi:
Vücudun bir kısmının; ( kol, bacak, göğüs vb. ) lokal anestezik adı verilen ilaçların iğne ile enjekte edilerek uyuşturulmasına "Bölgesel Anestezi" denilir. Spinal, epidural, sinir bloğu vb. gibi türleri vardır.

§  Lokal Anestezi:
Küçük cerrahi girişimlerde yalnızca girişimin yapıldığı bölgenin uyuşturulmasıdır. Bu uygulamayı ameliyatı yapacak olan doktor yapabilir, fakat hastanın yaşamsal fonksiyonların takibi veya sakinleştirilme gereksinimi olduğunda lokal anestezi doktorunuz yine yanınızda olacaktır.

Anestezist ve siz
Hasta ameliyat süresince uyku halinde olduğundan anestezistin onun için neler yaptığını ve kendisine nasıl yardım ettiğini, onun yararına neler yaptığını bilmez. Anestezist ameliyatın öncesi, ameliyat süreci ve sonrası da dahil olmak üzere sürekli olarak yanınızdadır.


Ameliyattan önce:
§  Sizi odanızda ziyaret edip, sağlık durumunuzu inceler, muayene eder,
§  Yapılmasını istediği tetkikleri, tedavi ve bakımı, gerekli gördüğü konsültasyonları önerir,
§  Anesteziden önce gereken ilaçları yaptırır.
§  Muayene sonucuna ve hastalığınıza göre size en uygun anestezi metodunu, ameliyathaneye gelişinizden itibaren yaşayacağınız süreci ve yapacaklarını anlatır, varsa sorularınızı yanıtlar.
§  Hukuki olarak gerekli olan anestezi uygulamasının süreçle ilgili bilgileri içeren aydınlatılmış onam formunu anlatıp, imzalatarak yanınızdan ayrılır.
Ameliyat süresince:
§  Ağrı duymamanız için gerekli ilaçları uygular, kalp-dolaşım ve akciğerlerinizin düzenli çalışmasını kontrol eder, bunların ve diğer organların iyi bir biçimde çalışması için gerekli tedavileri, ihtiyaca göre serum, kan-kan ürünleri ve diğer ilaçları uygular.
§  Ameliyat sırasında uyuduğunuz için anestezistin, cerrahın işini kolaylaştırmak ve sizi yaşatmak için yaptığı tüm bu işlerden haberiz olmayacaktır!
§  Ameliyat süresince sizinle birlikte olan anestezist, sizin yakın korumanız, yaşamınızın sürekli bekçiliğini yapmaktadır. Anestezistin varlığında cerrah bütün hastanın güvende olduğunun bilinci ile dikkatini kendi işine vererek daha rahat çalışacaktır.
 
Ameliyattan sonra :
Anestezistin görevi size yalnızca ameliyat için anestezi vermek (uyutmak) değil, aynı zamanda anesteziden çıkarmaktır (ayılma=uyandırmak). Onun diğer önemli bir işi de ameliyatta aldığınız ilaçların etkisinden kurtulmanızı sağlamak, ameliyattan sonra da ağrı duymamanız ve sağlıklı kalmanız için gerekli bakım ve tedavileri planlamak ve uygulatmaktır. Ameliyat sonrası ortaya çıkan ağrılar, anestezist tarafından planlanan bir yöntemle özel cihazlar yardımı ile sizin kontrolünüz altında (hasta kontrollü analjezi ) kontrol altına alınmaktadır.
Anestezi yeterli bilgi ve deneyimi olan kişilerce (Anestezist) uygun şartlar altında, uygulandığında son derece güvenli, aynı zamanda ameliyat sürecinde hastanın konforunu, ameliyata tahammülünü sağlayacak bir uygulama olduğunu bilinmelidir.
 
Anestezistin Ameliyathane Dışındaki Görevleri:
Yoğun Bakım:
Anesteziyoloji bilinenin aksine oldukça geniş kapsamlı multidisipliner bir tıp dalıdır. Günümüzde anestezistlerin ameliyathane dışında da pek çok uğraşı alanları vardır. Anestezi uzmanının diplomasındaki ismi "Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı" dır. Animasyon, "canlandırma" , Reanimasyon ise "yeniden canlandırma" anlamında   kullanılan bir terim olup,herhangi bir sebeple yaşamı kesintiye uğramış hastalara temel ve ileri yaşam desteği uygulayarak, sebep ortadan kalkıncaya kadar hayatta kalmalarını sağlamaya yönelik çabaların tümüdür. Pek çok insanı yaşama döndüren tüm bu çabalar neticesinde, bugünkü Yoğun Bakım Üniteleri'nin temeli oluşmuştur. Yoğun Bakım Ünitelerinin yönetimi; anestezistlerin ameliyatta anestezi altındaki hastalarının yaşamsal fonksiyonlarını yoğun bir biçimde izleyip, sürdürürken kazandıkları deneyimlerinden dolayı çoğunlukla anestezi uzmanlarınca sürdürülmektedir. Yoğun Bakım “Tıpta ve Diş Hekimliğinde Tıpta Uzmanlık Yönetmeliği” ne göre Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalında Yandal Uzmanlık Alanı olarak tanımlanmıştır.
Algoloji:
Ağrının geçmişi insanoğlu kadar eskidir. Herkes yaşamının herhangi bir döneminde farklı sebeplere bağlı gelişen, farklı şiddetlerdeki ağrılardan yakınmıştır. Ağrının fizyolojisinin giderek daha açık olarak tanımlanması ile son yıllarda modern tıbbın içerisinde Algoloji Bilim Dalı hızla gelişmiş ve bugünkü konumuna gelmiştir. Anestezistler anestezi uyguladıkları hastalarında ağrıyı dindirmede becerilerini anestezi dışına da taşıyarak değişik sebeplere bağlı oluşan akut ve kronik ağrı tedavisini de üstlenmişler ve bu alana yoğun bir ilgi duymuşlardır. Geçmişte hastalık bulgusu olarak görülen ağrı - özellikle kronik ağrı artık başlı başına bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Hastalıklara bağlı ağrılar, o hastalığın tedavi edilmesi ile birlikte ortadan kalkmaktadır. Bazı kronik ağrı sendromlarının sebebi belli değildir, bu durumda çabalar kişiye ağrısız konforlu bir hayat sürdürmesini sağlamaya yöneliktir. Ağrı Tedavi Merkezlerinde kronik ağrılı hastalar; değerlendirilip, tanıları konularak ve multidisipliner bir yaklaşımla uygun tedavileri planlanmalı, bilimsel temellere dayandırılarak hazırlanan protokollere göre tedavi edilmelidir.
Anestezi uzmanı doktorlar ameliyat sırasındaki ağrıyı ortadan kaldırmadaki deneyimleri sebebi ile bu alanda da aktif ve primer rol almaktadır. Geliştirilmiş olan pek çok metot ile ameliyat sonrası akut ağrıların kontrolü, ağrısız doğum ve dindirilemeyen kronik ağrıların tedavisi mümkün olabilmektedir. Algoloji “Tıpta ve Diş Hekimliğinde Tıpta Uzmanlık Yönetmeliği” ne göre Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalında Yandal Uzmanlık Alanı olarak tanımlanmıştır.

1 Haziran 2013 Cumartesi

Kanser nedir? Kanser Tedavileri Nelerdir?


Kanser nedir? Kanser Tedavileri Nelerdir?


Vücudumuzda kontrolüz biçimde büyüyen kötü huylu tümörlere kanser denir. Her hücrenin bir bölünme sayısı vardır ve nerede ne zaman bölüneceği kusursuz biçimde dizayn edilmiştir. Buna rağmen kanser hücreleri kontrolsüz bölünür ve büyümeye başlar. Bunun neticesinde kanser denilen ölümcül hastalık meydana gelir.
Kanser nasıl oluşur?
Kanserlerin yaklaşık %80-90’ı çevresel ve/veya davranış faktörleri tarafından meydana gelir ve önlenebilme potansiyeli vardır. Kalıtım yoluyla kanser meydana gelme ihtimali çevresel etkenlere oranla çok daha azdır.
x-ışınları, uv (ultraviyole-morötesi) ışınları gibi fiziksel ve birtakım ilaçlar, polisiklik aromatik hidrokarbonlar gibi kimyasal faktörlerin yanında virüsler de biyolojik olarak normal karaktere sahip bir hücre kültürünü transforme ederek kanser oluşturabilirler.
Kimyasal karsinojenler, tümörü ya uygulandığı yerde (örn: cilt) veya absorbe edildiği yerde (örn: bağırsak) ya da metabolizmanın durumuna göre karaciğer, böbrek gibi organlarda, bazen de direkt olarak ilgisi olmayan bir yerde meydana getirirler. Lakin, karsinojene maruz kalma kanser oluşturmak için tek başına bir neden değildir. Karsinojenler fakat uygun yer ve zamanda kanser oluşturabilirler.
           
Sayabileceğimiz bazı kimyasal karsinojenler şunlardır:
·        Hidrokarbonlar: baca temizleyicileri, boya endüstrisinde kullanılan maddeler
·        Aflatoksin ( küf mantarı tarafından sentezlenir)
·        Nikel, krom
·        Sigara (nikotin, tar)
·        Yiyecek katkıları
·        Birçok ilaçlar
·        Parfümlerde kullanılan bazı kimyasallar

Fiziksel faktörlerin, kanserojen kimyasal maddelerin veya onkojenik (kansere sebep olan) virüslerin konak hücre genomu ile etkileşimleri sonucu hücreler değişmekte ve farklı antijenite kazanmaktadır. Bir normal hücrenin kontrolden çıkarak hızla bölünmesiyle oluşan kanserli hücrede birçok anormal doku antijeni belirmektedir. Tümör hücrelerinde yeni yeni antijenler oluşmakta ve normal antijenlerin kaybına veya değişikliğine sebep olabilmektedir. Erken fötal dönemde, normalde bulunan protoonkogenlerin     ( kansere neden olabilme potansiyeli olan gen) farklılaşmasıyla anormal genler oluşmakta ve bunlara selüler onkogenler ismi verilmektedir.
Kanser hiçbir biçimde bulaşıcı bir hastalık değildir. Kanser çeşidi iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere ikiye ayrılır. İyi huylu(benign) tümörler kanser değildir. İyi huylu kanser başka organlara ya da dokulara yayılmazken kötü huylu kanserin yayılma özelliği vardır. İyi huylu kanser dağılma alanı belirgin, çıkarttığı zaman tekrarlanamaz ve bulaştığı yeri eritemezler.
Kötü huylu kanser çıkarttığında tekrarlayabilir, yayılma alanı kan ve lenf yoluyla uzak organlara kadar gidebilir. En çok görülen kanser çeşitleri; deri kanseri, akciğer kanseri, meme kanseri, sindirim ve üreme kanserleridir. Kadınlarda en çok görülen kanserler; meme, rahim ve bağırsak kanseridir. Erkeklerde en çok görülen kanser çeşitleri ise; kalın bağırsak, akciğer, prostat ve mide kanseridir. Yapılan incelemelere göre tüm kanserlerinin %16’sı, tüm kanser ölümlerinin %28’i akciğer kanseridir. Akciğer kanseri erkeklerde %35, kadınlarda %19’u ilişkilendirilir. Bunun en büyük ölçüde sebeplerinden birisi sigara kullanımıdır.

Kanserin Belirtileri
Bu belirti ve bulgular kanserin köken aldığı doku ve organlara göre değişir. Hatta bazen hiç belirti ve bulgu vermeden muayenede veya  kontrolde kanser teşhisi konulabilir. Fakat dikkat edilmesi sizi uyarması gereken bazı belirtiler şöyle sıralanabilir
·         Memede veya vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan şişlik ve sertlikler
·         İyileşmeyen yaralar
·         Uzun süreli ses kısıklığı ve öksürük
·         Yutkunma güçlüğü ve hazımsızlık
·         Ben ve siğillerde meydana gelen büyüme, kanama, renk değişikliği, yara...
·         Büyük ve küçük abdest yapmakta ki değişiklikler
·         Rahim ve makattan gelen normal olmayan bir kanama veya akıntı



Her geçen gün artan kanser olayları geleceğimizi tehdit etmektedir. Kanser aynı zamanda en sık görülen, en çok sakat bırakan ve en çok öldüren hastalıktır. En ölümcül hastalıklardan biri olması hastalığın önemini göstermektedir. Bu süreçte tedavisi de önemlidir. Yapılan onlarca araştırmaların içinde en dikkat çekici olanı kök hücre tedavisidir. Günümüz de yaygın olarak kullanılmamasının sebebi gelişim aşamasında olmasıdır. En önemli kanser tedavileri ise;
1-Kemoterapi: (Kötü hücreleri öldürmek üzere ilaç kullanılması)
2-Radyoterapi: (Işın tedavisi olarak da bilinir. Uygun miktarda ışın verilerek kanser hücrelerin öldürülmesi)
3-Alternatif tıp: (esas tedaviye destek amaçlı, bağışıklık sistemini güçlendirmeye yarayan ön-tıbbi metot)
4-Cerrahi: (ameliyatla kanserli dokuyu ve çevresindeki bir miktar sağlıklı dokunun alınmasıdır. Birtakım durumlarda gerektiği kadar olmaması halinde radyoterapi ve kemoterapi uygulanmaktadır.)
Kanser tedavilerinde öncül gelen bağışıklık sistemidir. Yalnızca bağışıklık sistemi bu kademede tek başına yeterli değildir.
Kanserin ortaya çıkmasında etkin sebepler ise; halkın yeterince bilinçlendirilmemesi, yetersiz ve düzensiz beslenme, iyonize radyasyon, hava kirliliği ultraviyole ışınları alkol, sigara, virüsler ve genetik faktörlerdir

28 Aralık 2012 Cuma

Prof. Dr. Canan Karatay / Karatay Mutfağı

“Mutfağını, Karatay Mutfağı’na çevirenler sağlık bulacak, zayıflayacak ve kilosunu koruyacak! Bunu yaparken de hiç huzursuzluğa girmeyecekler” diyen Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, son kitabı 'Karatay Mutfağı"nda yemek seçimi, hazırlama ve pişirmede dikkat edilmesi gerekenleri şu biçimde sıralıyor……….. - Yemekler çok yüksek sıcaklıkta pişirilmemeli, buna ek olarak unlu terbiye yapılarak hazırlanmamalı! - Yemekler düşük ısıda, uzun sürede pişirilmelidir. Fakat malzemeler çiğden hep birlikte tencere veya tepsiye konup, ocakta ya da fırında pişirilmeli, yağda soğan veya biber öldürme gibi metotlar uygulanmamalıdır. Özellikle güveç yaparken ilk önce tencerede kavurma, sonra fırında pişirme gibi iki farklı pişirme şeklinin bir arada olmaması gerekiyor! Ya tencere (mümkünse basınçlı tencere) ya da fırın tercih edilmelidir! Pişirme süresi çok fazla uzayıp, ısıya maruz kalma şekli değişip, ısı derecesi arttıkça, tat katayım derken yemekteki yararlı vitamin ve mineraller ölüyor, yemeğin glisemik indeksi yükselebiliyor. - Yemekler cam, çelik veya emaye kaplı dökme demir tencerede, tepside pişirilmelidir. Alüminyum ve teflonlardan, mikro dalga fırınlardan uzak durulmalıdır. Pişirme esnasında alüminyum folyo, yanmaz pişirme poşeti ya da yağlı kağıt gibi ürünler katiyen kullanılmamalıdır! Yağlı kağıtlar genellikle doğal gibi görünse de kağıtta ne yağı olduğunu bilmiyoruz, trans yağ da olabilir ucuz olduğu için domuz yağı da... - Yemeklerde blender (karıştırıcı) veya mikser (çırpıcı) gibi elektrikli aletler kullanılmamalıdır. Dolayısıyla yemeği işlenmiş hale getiriyor ve lifleri yok edip, sağlıksız hale dönüştürüyor. Hazım sisteminin bozulmasına neden oluyor. - Yemeklerde soğuk sıkım sızma zeytinyağı, saf köy tereyağı (inek, keçi, koyun veya manda sütünden köy tereyağı, Urfa yağı, Malatya veya Trabzon tereyağı) veya kuzu ya da danadan elde edilen kuyrukyağı kullanılmalıdır. - Sıcak yemeklerde ve kızartmalarda mısırözü, ayçiçeği, soya veya kanola yağı mutlaka kullanılmamalıdır! Isınır ısınmaz hemen trans yağlar oluşur. Yüksek ısıda sıvı yağlar doğal özelliklerini kaybederek trans yağlara dönüşürler. Trans yağlar, kan yağlarından trigliseridleri yükselterek karaciğer yağlanmasını başlatır. Bu sebeple kalp, damar hastalıkları, felç ve her türlü kansere neden olan en zararlı yağlardır. Trans yağlar, insülin direncini başlatan en sakıncalı kimyevi maddelerdir. İnsan vücudu doğal olmayan bu yağları tüketmeye programlanmamıştır. - Margarin haline dönüştürülmüş olan sıvı yağlarda da fazla miktarda trans yağ meydana gelmektedir. Bu nedenle margarin de kullanılmamalıdır! - Kızgın yağda kızartma yapılmamalıdır! Balık ya da etler, sos veya una bulandırılarak yağda kızartılmamalıdır. Şayet illa kızartma yapmak isteniyorsa kısık ateşte, az zeytinyağı veya tereyağı ile sade pişirme yapılabilir. - Buğulama da yapılabilir, en sağlıklı pişirme yöntemlerinden biridir. - Yemekleri pişirirken çok az su konacak. Böylece hem besin değerleri korunuyor hem de daha lezzetli oluyor. - Hem tazeliği hem de besin değerleri açısından yemekler günlük olarak pişirilmelidir. Birkaç günlük yemek yapıp aynı yemeği defalarca dolaba koyup çıkartmak, her seferinde ısıtmak tehlikelidir, kesinlikle yapılmamalıdır. - Tuz alırken, doğal kristal kayatuzu ya da deniz tuzu olmasına dikkat edin. Ancak denizlerde kirlilik arttığı için binlerce senelik tuz mağaralarından çıkartılan iri taneli doğal kristal kayatuzunu tercih ediyoruz. - Yemeklerimizde tuz miktarı azaltılmalıdır. Rafine tuz yerine kristal kayatuzu (porselen başlıklı cam veya ahşap değirmende öğütülerek) kullanılmadır. - Izgara yapılabilir. Fakat yiyecekler yakılmadan ve yüksek ateşe, kömür ve odun alevine, dumanına maruz kalmadan pişirilmelidir. - Yemeklerde salça kullanılacaksa, güneşte bekletilmiş ev yapımı domates veya biber salçası kullanılabilir. Fabrikasyon üretilmiş, koruyucu katkı içeren konserve salçalar kullanılmamalıdır. - Mayonez veya ketçap gibi hazır soslar da yasak! Ev yapımı mayonezi ise 15 dakika içinde tüketmeniz gerekir. Buzdolabında muhafaza etseniz dahi 15 dakikadan sonra trans yağlar oluşur, tehlikeli olmasının nedeni de budur! - Sızma zeytinyağı ile her türlü sebze ve bakliyat yemeği yapılabilir. - Arpa şehriye, tel şehriye vb ürünler işlenmiş gıda oldukları için, yemeklere kıvam versin diye ilave edilmemelidir. - Yemeklere, pişirilip ateşten alındıktan sonra damak tadına göre nane, maydanoz, kekik, reyhan, fesleğen gibi otlar ve kırmızıbiber, karabiber, kimyon, sumak vb baharatlar eklenebilir. - Taze balığın her türlüsü sağlıklıdır. Fakat teneke kutulardaki ve poşetlerdeki konserve balıklar, ambalajlarındaki kanserojen maddelerden dolayı riskli hale dönüşür. Bu yüzden fabrikasyon konserve balıklar da tercih edilmemelidir! Eğer cam kavanozda, zeytinyağı ile az tuzlu yani ev tipi konserve yapılmışsa olabilir. - Salatalarda da soğuk sıkım sızma zeytinyağı, üzüm çekirdeği yağı veya ketentohumu yağı, bol sirke (geleneksel usül doğal fermantasyon) ve limon, dahası arzuya göre sarımsak kullanılabilir. - Limon yararlı ve glisemik indeksi düşük bir meyvedir. Salatada, çorbada, çayda veya suya sıkılarak kullanılabilir. Limon ve sirke gibi asitli yiyecekler, besinlerin hazmedilmesini yavaşlatır. Bu sebeple, yiyeceklerimiz midemizde ve incebağırsağımızda uzun süre kalabiliyor. Fakat kullandığımız limonun da doğal yetişmiş veya organik olmasına dikkat edilmeli, dış kabuğu kimyasallarla mumlanmış veya boyanmış olmamalı. Limon her zaman taze sıkılmış olarak kullanılmalı. Sirke de geleneksel usûlde fermente edilerek üretilmiş olmalı. Çoğu markette limon suyu diye satılan sarı suların limonla yakından uzaktan alakası olmadığı gibi son derece zararlıdır. Endüstriyel sirke de doğal sirkenin verdiği faydayı veremez. Sirkenizi evde yapabilirsiniz. - Salatalara zeytin, peynir, yoğurt, susam veya ketentohumu, her türlü taze maydanoz, taze veya kuru nane, kekik, fesleğen vb. otlar eklenebilir. - Üzüm çekirdeği veya ketentohumu yağları kullanılacaksa bunların hem ısıl işlem görmeden üretilmiş olmasına hem de mutlaka ısıya maruz bırakmamaya yani soğuk olarak tüketmeye özen göstermelisiniz. - Ketentohumu yağı ve balıkyağı (Omega-3), kan yağlarını düzenler, kanı sulandırır, kilo vermeyi kolaylaştırır, kilo almayı önler, hipertansiyon ve depresyon gelişmesini engeller. Kalp ve damar hastalıkları riskini azaltır. - Ketentohumu da azar azar yiyeceklere eklenebilir. Susam da ketentohumu kadar yararlıdır. Arzu edildiğinde onun yerine kullanılabilir. Ketentohumu, doğal olarak kabızlığın giderilmesinde yararlıdır. Fazlası ishal yapabilir. Öğütülmüş olarak alınmamalıdır. Tane olarak alınıp, kullanmadan hemen önce öğütülüp tüketilebilir. Fakat okside olmasını önlemek için öğütüldükten sonra 15 dakika içinde tüketilmelidir. - Sebze, meyve, balık ve etler doğal olarak tüketilmelidir. Tüketilen yiyeceğin doğal ve bütün olmasına dikkat edilmelidir. - Tüm işlenmiş yiyecek ve gıdalardan uzak durulması şarttır. İşlenmiş bütün yiyeceklerde aşırı miktarda trans yağ ve gizli şeker (früktoz) bulunur. - Yemeklerle birlikte ekmek, pirinç pilavı ve makarna yenmemelidir! - Bal, reçel ve pekmez de yenmemelidir! Kan glikozuna hızla dönüşen, boş kalorili tatlı oldukları için... Früktoz içerdikleri için... - Tatlılara, çaylara ve kahveye hiçbir şekilde tatlandırıcı eklenmemelidir. Suni (yapay) tatlandırıcılar karaciğer ve iç yağlanmasına neden oluyor ve şeker hastalığını başlatıyor. - Bol sirkeli (geleneksel usül doğal fermantasyon), az tuzlu (kristal kayatuzu) ev turşusu yapılarak tüketilebilir. Turşunuzu evde yapabilirsiniz. - Unlu ve nişastalı bütün gıdalar tüketildikten hemen sonra kan şekerine dönüşürler. Şeker (diyabet) hastalarının kan şekerlerini yükseltir ve kontrolünü zorlaştırırlar! Bu sebeple insülin ihtiyacını artırırlar! İnsülin kullanan şeker (diyabet) hastalarının giderek yağlanmaları ve kilo almalarının nedeni, bol bol unlu ve nişastalı yani sağlıksız olan karbonhidratlı yiyecekleri tüketmeleridir! Bu tür gıdalar, daha sonra karaciğer yağı ve iç organ yağı olarak depo edilirler. İnsülin ve leptin direncini başlatır ve giderek artırırlar. Bu nedenle tüketilmemelidirler. - Fakat kitapta yer verdiğimiz bazı tariflerde ve tarhananın içinde olduğu gibi, az miktarda un kullanılabilir. Hem organik ve katkısız, hem mayasız hem de çok az miktarda bilinçli ve ölçülü kullanıldığı zaman tehlikeli değildir. - Pek çok yemeğin tarifinde yoğurt kullanıldığını göreceksiniz. Çeşitli katkı maddeleriyle üretilen, bir ay beklese bile ekşimeyen ve bozulmayan fabrikasyon yoğurtlar yerine, geleneksel yöntemlerle küçük işletmelerde üretilen, ekşime özelliğini kaybetmemiş köy yoğurdunu ya da evde doğal sütten mayaladığımız yoğurdu kullanıyoruz. - Ceviz, fındık, fıstık, badem, ay çekirdeği, kabak çekirdeği gibi kabuklu kuruyemişler mutfağın başköşesinde yer almalı, çantadan da eksik olmamalıdır. Fakat kuruyemişlerin kavrulmamış (çiğ) ve tuzsuz olmasına dikkat edilmelidir. Mümkünse kabuklu olarak alınıp, evde taze taze kırılmalıdır. - Kilo vermek istiyorsak, insülin direnci kırılana dek günde bir adet meyve (düşük glisemik indeksli) bütün olarak yenilebilir. Örneğin, kış aylarında portakal, mandalina, nar veya elma olabilir. Yaz aylarında, çilek (şeker ekilmeden), kiraz, böğürtlen veya ahududu günde 100-200 gr kadar yenebilir. Ayrıca zeytin, yeryüzünde bulunan en sağlıklı meyvelerden biridir. Glisemik indeksi sıfırdır. Her sabah kahvaltıda 10-15 adet zeytin rahat rahat yenebilir. Domates, salatalık ve biberler de (sebze grubunda olmalarına rağmen) o bitkilerin meyveleridir. Ceviz, fındık, fıstık, badem de kendi ağaçlarının meyveleridir ve bunların da glisemik indeksleri sıfırdır. Bu saydıklarımızı meyve olarak bilip tüketirsek, 24 saat içinde ne kadar çok ve sağlıklı meyve yediğimiz ortaya çıkacaktır. Fakat, glisemik indeksi çok yüksek olduğu için kavun, karpuz, dut, üzüm ve taze incir (Gİ = 80-100) maalesef yenmemelidir. Haziran ve temmuz aylarında, hastalarımızın kan yağlarındaki ‘trigliserid’ oranı bu nedenle yükselmektedir (her türlü şekerli meyve yani früktoz, meyve suyu ve tüm şekerli içecekler kan yağlarımızı aşırı olarak yükseltir, unutmayalım!) - Meyve sularında, karpuz ve kavunda bulunan meyve şekeri ‘früktoz’ hemen kan ve depo yağı olan trigliseride dönüşür ve yağ olarak karaciğere ve depolara gönderilir. Karaciğer ve göbek yağlanmaya başlar, bacak kaslarında ve karaciğerde trigliseridler yağ olarak depo edilir. Kanda trigliseridlerin aşırı yüksek olmasının nedeni, meyveler, meyve suları, şekerli içecekler, tatlılar, pirinç pilavı, baklava börek ve fazla tüketilen çay şekerleridir. Meyve şekeri olan früktoz, daha önce de belirttiğim gibi karaciğer için glikozdan yedi kere daha fazla toksiktir. Tatlılarda ve çayda kullandığımız toz şeker ise, 1 molekül früktoz+1 molekül glikozdan meydana gelir.

6 Mayıs 2012 Pazar

10 Nisan 2012 Salı

Yüzdeki çiller için doğal çözüm- Suna Dumankaya

Yüzdeki çiller için beyaz barbunya
* 100 gram beyaz barbunyayı bir gece önceden ıslatıp, ertesi gün 1 litre suda kaynatın. Pişince süzüp ve elde ettiğiniz suyu en az 5 gün boyunca cildinize uygulayın.
Elde ettiğiniz bu sıvıyı dolapta muhafaza etmeyi de unutmayın.
Keten tohumunu kaynatın, suyu ile cildinize masaj yapın. Çiller ve lekeleriniz için de maske olarak uygulayın

 

20 Şubat 2012 Pazartesi

Cilt beyazlatmak için domates maskesi

Malzemeler:
Yarım domates
Un

Hazırlanışı: Domatesi yıkayın ve kabuğunu soyun.

Ender saraç gebelikte beslenme

Ender saraç gebelikte beslenmenin oldukça önemli olduğunu ve gebelikte beslenme konusunda eski usul yöntemlerin yanı sıra bilinçli şekilde beslenmenin anne ve çocuk için oldukça önemli olduğunu belirtti.
Gebelikte beslenmede annelerin şeker içeren hiçbir gıdaya vücudun ihtiyacı olmadığını unutulmamalıdır. Gebelik esnasında şeker tüketimi anne ve çocuk için oldukça tehlikelidir. Gebelikte şekerden uzak durulması gerekmektedir.
Gebelikte ara öğün ; geneli itibari ile ana öğünlere verdiğimiz özeni ara öğünlere göstermeyiz. Halbuki ara öğünlerde sağlıklı beslenmek açısından ana öğün kadar önemlidir. Ara öğünler sayesinde kan şekeriniz dengelenir. Bir sonraki ana öğüne tok oturmuş olursunuz.
Gebelikte su içmek ; su tüketimi herkes için oldukça önemlidir. Fakat hamile bayanlar içinde su tüketimi oldukça önemlidir. Su tüketimi sayesinde vücudunuzda ödemlerin olmasının önüne geçmiş olursunuz.
Gebelikte yağlı beslenmeye dikkat ; gebelikte beslenirken yağlı besinlerden, tuz ve hamur işlerinden elinizden geldiğince uzak durun.
Gebelikte kahvaltı ; hamilelik esnasında kesinlikle kahvaltıları atlamayın, hamilelik anında bulantılar sabahları daha yoğun olduğu için genelde

İbrahim Saraçoğlu Göbek Eritme Kürü

Göbek bölgenizdeki yağlardan kurtulmak için İbrahim Saraçoğlu faydalı bir kür öneriyor. Göbek bölgesindeki yağları, hatta selülitlerinizi yok edecek tarif şöyle:

İbrahim Saraçoğlu Göbek Yağı Eriten Doğal Kür
  • 4 adet taze lahana yaprağı,
  • Yaklaşık 25 dal taze maydanoz,
  • 1 adet limon (sulu olması tercih edilir)
  • Yarım litre su
Göbek Eritme Kürü Hazırlanışı:

30 Aralık 2011 Cuma

Gerginliğe ve strese iyi gelen yiyecekler

Günümüz şartlarında stres ve gerginlik, hayatımızın bir parçası oldu malesef… Gerginliğe ve strese iyi gelecek yiyecekleri sunuyoruz sizlere…

Stres bir çok şeye sebep olmakta ve hayatımızı başlı başınca etkilemektedir.Kimi zaman stresten gözümüz hiçbir şey görmez kimi zaman da stres yüzünden birçok hata yapabiliriz.Peki ne yapmalıyız?Hemen hemen her yönden besinler hayatımızı kuşatmış şekildedir.Bu konuda da bazı besinler yiyerek stresten uzak durabilir hatta tamamen hayatımızdan atabiliriz.

9 Aralık 2011 Cuma

Diyet yapmadan fazla kilolardan kurtulmanın 12 yolu!

Fit bir vücut için yapmanız gereken tek şey; 'yeterli' ve 'dengeli' beslenmek! Üstelik aç kalmadan ve sıkıcı listelere bağlı yaşamadan!

Fazla kilolarınızdan kurtulmanın vakti geldi! Siz de fit bir vücudun hayalini kuruyor, ancak diyetlerle bir türlü baş edemiyor musunuz? Telaşlanmayın, çünkü ideal kilonuza kavuşmanız için ağır ve sıkıcı diyetlere ihtiyacınız olmayacak. Fit bir vücut için yapmanız gereken tek şey; ‘yeterli’ ve ‘dengeli” beslenmek! Üstelik aç kalmadan, sıkıcı listelere bağlı yaşamadan!




Büyük şehirlerde yaşamanın en büyük dezavantajlarından biri, yoğun iş hayatı ve günlük koşuşturmalar nedeniyle düzensiz beslenmek zorunda kalmanız. Hemen hemen herkes sabahları kahvaltısını ayakta atıştırıyor, gündüz tabağındaki besinleri hızla tüketiyor, akşam öğününü de neredeyse yatma vaktine yakın yiyebiliyor. Bunun faturasını da hızla aldığınız kilolar ile ödemek zorunda kalıyorsunuz. Fazla kilolarınızdan kurtulup fit bir vücuda sahip olabilmeniz için başladığınız diyetleri de genellikle düzensiz yaşantınız ya da aynı besinleri yemekten sıkılıp iradenize yenik düşerek yarım bırakıyorsunuz.

14 Kasım 2011 Pazartesi

3 günde 3 kilo verdiren diyet

Yaz mevsimiyle beraber kışın aldığınız kiloları vermeye başladınız. Tatile çıkmanıza 1 hafta kaldı ve bir kaç kilo fazlanız var. Dr. Ender Saraç'ın 3 Günde Zayıflatan Diyeti ile fazla kilolarınızı verebilirsiniz. Önemli nokta ise bu diyeti üç günden fazla yapmamanız gerekiyor.1.GÜN:
Sabahtan öğlene kadar ılık yeşil elma kompostosu içilecek.

Yeşil Elma Kompostosu tarifini öğrenmek için tıklayın!

Öğleden gece yatana kadar lahana çorbası içilecek.

Lahana Çorbası Tarifini Öğrenmek İçin Tıklayın!

Ayrıca gün boyunca bol bol ılık sıvılar alınacak.Rezene çayı ,yeşil çay tercih edilirse daha iyi olur.

Zayıflama Çayı Tarifini Öğrenmek için tıklayın!

2.GÜN:



Gün boyunca sadece çiğ gıdalar tüketilecek

Sabah: 2 adet yeşil elma ve 2 adet salatalık

24 Ekim 2011 Pazartesi

Hülya avşar diyeti

Hülya Avşar bu yaz tam dokuz kilo verdi ve iki beden birden inceldi. Pek çok kişi yaz tatilinden aldığı fazla kilolarla dönerken Avşar'ı tatilde incelten diyeti hazırlayan Banu Kazanç bu işin inceliklerini anlattı. Kazanç; sarkmadan, sıkılmadan, yüz güzelliği hiç bozulmadan diyet yapmanın tüyolarını verdi.

Salata kilo yapardı
Hülya Avşar bu yaz nasıl bir diyet uyguladı?

Bir kere Hülya Avşar'ın vücut yapısı klasik Türk kadını vücut yapısından biraz farklı. Çok spor yaptığı için sıkı bir vücudu var.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Dr. Ender Saraçtan Sağlıklı Zayıflamanın Sırları

Televizyondan, özellikle de sabah programlarından aşina olduğumuz zayıflama doktoru Ender Saraç, kilo vermek isteyenlere zerdeçal, nane ve yeşil elma koklamalarını önermiş: "Zerdeçal, nane ve yeşil elma kokularını günde 25-30 kere derin derin içinize çekerek, iştah merkezini rahatlatabilir, açlık hissinizi bastırabilirsiniz."


"Sağlıklı Zayıflamanın Sırları" adlı bir de kitabı bulunan Ayurveda Uzmanı (Yaşam Bilgisi) ve Aile Hekimi Dr. Saraç, sağlıklı ve hızlı kilo vermek isteyenlere şöyle önerileri var:


23 Şubat 2011 Çarşamba

EVDE ELMA SİRKESİ YAPIMI


Evinizde Tamamen Doğal Yollarla Elma Sirkesi Yapımı


ELMA SİRKESİ yapımı için en uygun elma türü şeker oranı yüksek kış elmalarıdır.Değişik çeşitlerin bir araya getirilerek kullanılması da sirkeye ayrı bir lezzet katar. Sirke yapımında kaçınılması gereken elma türleriyse ham ve ekşi olanlardır. Sirke yapımında dikkat edilecek en önemli konuysa hijyendir. Elmalar yıkandıktan sonra, kullanılacak malzeme ve kavanozlar sıcak suyla iyice yıkanmalıdır.

Elmalar küçük parçalara ayrıldıktan sonra preslenerek veya katı meyve sıkacağından geçirilerek suları çıkarılır. Meyve suyundaki şeker fermantasyona uğrayarak önce alkole, sonra ise asetik bakterilerinin yaptığı fermantasyonla asetik asite, yani sirkeye dönüşür. Sirke yapımında iki faktör çok önemlidir; bakterilerin verimli çalışmasını sağlayacak sıcaklık ve oksijen (havalanma). Havayla teması arttırmak için mümkün olduğunca geniş ağızlı ve sığ bir kavanoz seçilir. Meyve suyu, üstte boşluk kalacak şekilde kavanoza doldurulduktan sonra, meyve sineğinin geçemeyeceği, fakat havalanmanın sağlanabileceği temiz bir bez/tülbentle kavanozun ağzı kapatılır. Günde bir kez karıştırarak havalanmayı sağlamak sirkeleşmeyi hızlandırır. Sirkeleşme için ılık ( 15-25 C ) bir ortam tercih edilir ve kavanozlar güneş ışığından uzak, loş bir yerde saklanır. Kullanılacak kaplar cam veya ahşap olmalıdır, metal kap tavsiye edilmez. Yapım sırasında sirkeleşmeyi hızlandırmak için daha önce yapılan doğal elma sirkesi katılabilir. Sirke, seçilen elma türü ve koşullara göre üç- altı hafta içinde oluşur.

SAÇLARIN HIZLI UZAMASI İÇİN

Saçlarınızın hızlı uzaması için Suna Dumankaya formülü :
Saçlarınızın uzun olmasından hoşlanıyorsunuz ve saçlarınız şuan arzu ettiğiniz uzunlukda değilse Suna Dumankaya' nın önerilerine kulak vermenizde fayda var.

22 Şubat 2011 Salı

BEHÇET HASTALIĞI


Ağzınızda Çıkan Yaralar Behçet Hastalığının Habercisi Olabilir



Ağzınızda senede 3’ ten fazla aft çıkıyorsa,Cinsel bölgenizde yaralar oluşuyorsa, Vücudunuzda sivilce benzeri lezyonlar, bacaklarınızda ağrılı kızarık şişlikler görülüyorsa; anlamlandıramadığınız bu şikayetler Behçet hastalığına işaret ediyor olabilir.


Tüm dünyada Türkçe olarak anılan tek hastalık olan Behçet hastalığı ilk olarak basit belirtilerle kendini gösterse de vücutta tüm sistemleri olumsuz etkileyerek ölümcül sonuçlara neden olabilir. Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Ayfer Aydın ,“ Ağız yaraları ve Behçet hastalığı ilişkisi” hakkında bilgi verdi.

Behçet hastalığı nasıl bir hastalıktır?


Behçet Hastalığı, başlangıç aşamasında ağız içi ve cinsel bölgede yaralarla ortaya çıkan ;ancak bütün sistemleri tutabilen ve hastanın yaşam kalitesini ciddi bir şekilde etkileyebilen, hatta hastanın ölümüne neden olabilen bir hastalıktır. 1937 yılında bir cilt hastalıkları uzmanı olan Hulusi Behçet tarafından tanımlanmıştır.

Behçet Hastalığının nedenleri nelerdir?


Hastalığın tam olarak nedeni bilinmemekle birlikte, otoimmün (bağışıklık sistemini ilgilendiren )bir hastalık olarak tanımlamaktadır. Otoimmün hastalıklarda bağışıklık sistemi vücuttaki dokulara karşı savaşa geçer. Hastalığın gelişiminde bakteri ve virüs enfeksiyonlarının rolü olabileceği de düşünülmektedir. Genetik geçiş şekli tam olarak bilinmemekle birlikte, hastalığın ortaya çıkmasında kalıtımsal faktörlerinde rol oynadığı bilinmektedir.

Ağızda çıkan yaralar
Ağızda oluşan aftlar Behçet hastalarının hemen hepsinde vardır. Bu belirti, hastalığın diğer belirtileri ortaya çıkmadan yıllarca önce tek başına görülebilir. Yaralar; yanak içi, dil, dudaklar, yumuşak damakta tek ya da çok sayıda ortaya çıkabilir. Yaraların ortası kirli beyaz, etrafı kızarık ve ağrılıdır. Genellikle 7 ile 14 gün içinde iyileşirler. Bu ağız yaralarının en önemli özelliği, yıl içinde tekrar tekrar ortaya çıkmasıdır ancak; tekrarlama sıklığı hastadan hastaya değişir.

İBRAHİM SARAÇOĞLU BOY UZATMA KÜRÜ


Prof.Dr. İbrahim SARAÇOĞLU - BOY UZATMA KÜRÜ



Boy uzatma kürü yaşları 12 ile 22 arasında olan gençler için geçerlidir. Boy uzatmanın yaşa göre uzatılabilme ortalaması aşağıdaki tabloda belirtilmiştir. Boy uzatmanın üst sınır yaşı 22 dir. Boy uzatma kürü 6 ay ile 2 yıl devam etmektedir.

Tablo: Boy uzatma kürü ile ortalama yaş dağılımı

SARAÇOĞLU DEPRESYON KÜRÜ



Prof.Dr. İbrahim SARAÇOĞLU DEPRESYON Kürü


Depresyon teşhişi ile doktor tarafından ilaç yazıldı fakat kullanmak istemiyorum. İlaç yerine ne kullanabilirim?


Günümüzde ruhsal sıkıntı, anksiyete ve depresyon insanlarda artan bir şekilde görülmeye başlamıştır. Korku duygusunun (anksiyete) oluşumunda önemli rolü olan faktörlerden bir tanesi CR (Corticotropin Relaeasing) hormonu beynimizin, değişik bölgelerindeki sinir hücreleri tarafından salgılanan bir hormondur. CR-Hormonu’nun ilgili reseptörlerinin kontrol edilmesinde maydanozun bazı etkin maddeleri önemli rol oynayabilmektedir.

İBRAHİM SARAÇOĞLU ADAÇAYI KÜRÜ


Antibiyotikleri boğaz ve bademcik enfeksiyonlarına karşı koruyucu ve önleyici olarakkullanamayız. Ancak bir hekim kontrolünde teşhisten sonra kullanabilirsiniz.

Oysa adaçayı koruma ve önlemede rahatlıkla kullanabileceğiniz muhteşem bir bitkidir. Ağız hijyenini sağlamada, bademcik ve boğaz enfeksiyonuna karşı önleyici ve koruyucu gücü mükemmel olan adaçayının gargarası ve kürünü öneririm.

KÜR TARİFİ :
Yaklaşık bir bardak suda bir tutam adaçayı (4-5 gr) 10 dakika kısık ateşte demlenir.

21 Şubat 2011 Pazartesi

POLİKİSTİK OVER SENDROMU


Adet düzensizliğini önemseyin!


Polikistik Over Sendromu (POS)


Polikistik Over Sendromu, problemi olan birçok yetişkin kadın kısırlık tedavisi için başvurana kadar bu probleminin farkında olmayabiliyor. Bu hastalık sadece kısırlık değil birçok yönden de diğer hastalıklarla bağlantılı.
Adet düzensizliğini önemseyin!Hayatın ilerleyen zamanlarında kronik hastalıkların (diyabet, kalp rahatsızlıkları, hipertansiyon, endometrial kanser gibi) gelişimini etkilediğinden ergenlikte tedavi edilmesi bu hastalıkları engellemek açısından kritiktir. Aksi takdirde daha sonra finansal ve manevi zorluklar yaşanıyor.

Polikistik Over Sendromu (POS), ilk olarak 1935’te fark edilmiş bir hastalıktır. Genellikle, küçük kistler (“poli kistler”) yumurtalıkların etrafını sarar ve ultrasonda bir dizi inci gibi görünürler. Kistler hormonal dengesizliğin sonucudur, bu hastalıkta testosteron gibi yüksek miktarda erkeklik hormonları artmıştır ve insülin direnciyle bağlantılıdır. Bu sebeple yüzde ve vücutta fazla tüy çıkması (hirsutizm), akne, cilt problemleri ve düzensiz âdet kanamaları oluşur.

Belirtiler : POS olan ve insülin direnci olan kadınların çoğu karın bölgesinde kilo alımı, kilo vermekte zorlanma, canlarının aşırı derecede karbonhidrat çekmesi ve kan şekerlerinde ani düşüşler yaşarlar.

Bu semptomların çoğu ergenlik sırasında yaşanan “normal” olaylardır ve bu yüzden kolaylıkla gözden kaçabilirler. Ailenin veya kişinin farkına varmaması nedeniyle de POS  teşhisi çok geç olabilir. Oysa erken teşhis önemlidir birçok kadın anne olmak konusunda bu yüzden zorluk yaşayabilmektedir.

SOGAN MUCİZESİ


Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu
Kuru soğan mucizesi!


Sarımsak, pırasa ve soğan... Her üçünde de antibakteriyel (antibiyotik) ve ağrı kesici (analjezik) özelliği olan etkin maddeler bulunmaktadır.


Soğan mucizesiDeğerli okuyucu, kuru soğan üzerine olan ilk çalışmalarıma seksenli yılların ortalarında başlamıştım. Aynı zamanda sarımsak ve pırasayı da inceliyordum. Çünkü üçü de aynı familyadandır.Topraktan henüz çıkmaya başlamış, bu üç bitkinin taze filizlerini kopartıp tadına baktığınızda damak tatları birbirinin aynıdır. Onları birbirlerinden ayırt etmek zordur. Ancak, bir-iki haftadan itibaren morfolojileri, kimyaları ve tatları giderek belirgin şekilde farklılaşır.

Her üçünde de antibakteriyel (antibiyotik) ve ağrı kesici (analjezik) özelliği olan etkin maddeler bulunmaktadır. Yetişkin dönemlerine gelindiğinde doğal antibiyotik güç, sarımsakta en fazladır. Soğanda bu güç orta derecede bulunurken, pırasada bu ölçü en minimum  düzeyde kalır. Yetişkin soğanın ağrı kesici gücü ise maksimum düzeye çıkar. İleri tarihlerde sarımsak ve pırasanın içeriğinde saklı olan etkin özelliklerini ayrı başlıklar altında sizlere tanıtmaya çalışacağım. Çünkü, aynı aileye (familya) ait bu üç sebze yetişkin evrelerinde kür olarak uygulandıklarında birbirlerinden tamamen farklı hastalıklara karşı potansiyel bir güç oluşturabilmektedirler. Pırasa, böbrekte oluşan litogen yapıya karşı etkili olurken, sarımsak ise vücudun bazı bölgelerinde oluşan plaklara karşı etkin rol oynayabilmektedir. Bu kısa girişten sonra bugünkü, sebzemize tekrar geri dönelim.

SUNA DUMANKAYA İLE GRİBE DOĞAL DESTEK



Suna DUMANKAYA' nın TRT Ekranlarında paylaştığıGribe Karşı Doğal Destek tarifi :


Gribe doğal destekMalzemeler :
  • 1 ölçek Kekik
  • 1 ölçek Nane
  • 1 ölçek Çörek Otu
  • 4 dilim limon
  • 1 Kahve fincanı elma sirkesi
  • 1 kahve fincanı pekmez
  • 3 adet aspirin

Gribe karşı doğal destek sağlayacak olan çayın hazırlanışı :

KALP KRİZİ NEDİR


Kalp krizi nedir?


20 Şubat 2011 Pazar

İBRAHİM SARAÇOĞLU ANLATIYOR


İbrahim Adnan SARAÇOĞLU ile Söyleşi....


Hem hastalıkları önleyici hem de tıbbi tedaviyi destekleyici bitkisel kürleriyle tanınanProf. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu, 38 yıldır bitkilerin kimyasını araştırıyor. En önemli araştırmalarından biri ise prostata karşı iyi geldiğini söylediği “brokoli kürü”yle ilgili...

Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu aslında Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nden mezun bir kimyager. Rüzgar enerjisi ve biyolojik arıtma tesisleriyle ilgileniyor; çevre teknolojileri içerisine giren konularda danışmanlık hizmeti veriyor. Bitki konusu ise kendi deyimiyle aslında onun hobisi. Yaklaşık 38 yıldır bitkilerin kimyasını araştırdığını ve bu araştırma sonuçlarını insanlarla paylaştığını anlatıyor bize. 36 yılını yurtdışında geçiren Saraçoğlu, ağırlıklı olarak Avusturya’da yaşamış. Graz Teknik Üniversitesi’nde fizikokimya kürsüsünde doktorasını tamamladıktan sonra mikrobiyoloji ve biyoteknoloji kürsüsünde asistan olarak çalışmış. Ayrıca Çukurova Üniversitesi, Avusturya’daki Karl-Franzes Üniversitesi, Viyana Teknik Üniversitesinde de öğretim üyeliği yapmış olan Saraçoğlu, Avusturya’daki AVL Araştırma Merkezi’nde de araştırmalar yapmış.

İBRAHİM SARAÇOĞLU LAHANA KÜRÜ


İbrahim SARAÇOĞLU Beyaz Lahana Kürü


Lahana, brokoliden sonra üzerinde en çok araştırma ve çalışma yaptığım sebzeler arasındadır. İnsan vücudunun değişik organlarında ve yağ dokusunda ve de hücre zarında (membran) biriken toksinleri (zehirli kimyasallar) en iyi atan  beyaz lahana kürüdür. Toksinleri, yani zehirli maddeleri en çok depolama kapasitesine sahip üç organımız sırasıyla karaciğer, böbrek ve akciğerlerdir. Genel olarak toksinler yağda çözünen ve suda çözünmeyen zehirli ve protein yapılı maddelerdir. Toksinler yağda çözünme özelliği gösterdiklerinden, vücudumuzun yağ dokusunda depolanırlar. Eğer suda çözünme özellikleri olsa idi, böbrek üzerinden idrar yoluyla veya terleme yoluyla vücudumuzda depolanmadan atılmaları çok kolay olabilecekti. İşte beyaz lahanadaki bazı etkin maddeler vücudumuzdaki biyotransformasyon mekanizmasını aktive ederek (uyararak) toksinlere (zehirli maddelere) suda çözünme özelliğini kazandırmaktadırlar. Suda çözünme özelliği kazanan toksinler, terleme yoluyla veya böbreklerimiz üzerinden idrar yoluyla veya safra kesesi yoluyla da bağırsak sistemi- miz üzerinden dışkıyla dışarı atılırlar. Biyotransformasyon ne demektir? Biyotransfor masyon, yağda çözünen yabancı maddelere suda çözünme özelliğini kazandırmak demektir.

ÇOCUKLARDA İDRAR YOLU İLTİHABI


Çocuklarda İdrar yolu iltihabı


İdrar yolu iltihabı; mesanenin, bazen de böbreklerin iltihabıdır. Mesanenin iltihabına sistit, böbreklerinkine pyelonefrit denir. İdrar yolu iltihabını tedavi etmek, böbrekleri korumak açısından önemlidir. Sık idrar yapma, gece ve gündüz idrar kaçırma, ateş, karın ağrıları (genellikle alt batında) ve kusma gibi değişik belirtiler verebilir.

İdrar Yolu İltihabı Neden olur?


İdrar yolu iltihaplarının etkeni bakterilerdir. Bakteri mesaneye, üretra denilen idrar yollarının dış girişinden girer. Genelde üretra girişini tahriş eden etkenler, bakterilerin buradan içeri girmesini de kolaylaştırır. Bilinen tahriş edici maddeler, banyo köpükleri ve şampuanlardır. İdrar yolları iltihaplarının ender görülen bir nedeni de, yollarda idrarın akışına bir engel olmasına bağlı olarak mesanenin tam boşalamamasıdır.

İBRAHİM SARAÇOĞLU SOĞAN SUYU KÜRÜ

Prof.Dr. İbrahim SARAÇOĞLU'dan Polikistik over’e, erken menopoza ve miyomlara karşı KURU SOĞAN KÜRÜ


İki bardak klorsuz suyu (yaklaşık 250-300 ml) kaynatınız.
Orta boy yemeklik kuru soğanın en dış açık kahverengi ince kabuğunu soyduktan sonra dörde veya altıya bölüp kaynamakta olan suyun içerisine atınız. Ağzı kapalı olarak beş dakika kaynattıktan sonra ocaktan indirip ılımaya bırakınız. Ilıyınca, süzülür ve ılık olarak bir su bardağı öğle yemeğinden on dakika önce içilir. Aynı şekilde akşam yemeğinden önce tekrar taze olarak hazırlanıp on dakika önce içilir.

19 Şubat 2011 Cumartesi

İBRAHİM SARAÇOĞLU DUT KURUSU KÜRÜ


İBRAHİM SARAÇOĞLU BEYAZ DUT KURUSU KÜRÜ


Egzama İçin Kür


HAZIRLANIŞI:
Bir çelik tencereya yarım litre su koyarak kaynatın. Kaynadıktan sonra içine bir avuç kadar beyaz dut kurusu atın ve 7 dakika daha kısık ateşte kaynatın.

UYGULANIŞI:

Karışımımız kaynadıktan sonra biraz tenceredeki suyun sıcaklığı ılıkdan biraz sıcak olacak şekilde (elinizi yakmayacak) egzamalı olan elinizi tencerinin içine sokarak en az 10 dk. etki ettirecek şekilde bekletin. (En az 10 dk. elinizi tencerenin içinde bekletin). Elinizi çıkarttıktan sonra en az bir saat elinizi yıkamayın. Daha sonra elinizi sadece su ile durulayın.

ANORMAL VAJİNAL AKINTI NEDİR

ANORMAL VAJİNAL AKINTI NEDİR?
Sağlıklı vajinal akıntılar, yeterli miktarda Lactobacillus bacterium – “İyi Bakteri” içerir. Lactobacillus normal vajinada gelişir ve ekzojen patojenik mikroorganizmaların vajinal ve intestinal kolonizasyonuna karşı önemli bir mikrobiyal savunma sağlayarak microfloranın istikrarında önemli bir rol oynadığına inanılır. Bu Lactobacillus vajinal salgının asidite parametrelerini sağlıklı aralıkta tutar. Devam eden düzensiz asidite parametreleri, bu doğal koruma sisteminin bozulduğunu ve bunu düzeltecek yöntemlerin göz önüne alınması gerektiğini gösterir.

KIŞIN BAKIMLI SAÇLAR İÇİN İPUÇLARI

Kış Aylarında Cilt Sağlığını Korumak İçin Altın Öneriler


Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte cilt rahatsızlıklarının görülme sıklığı da artıyor. Rüzgâr, düşük nem oranı, kirli hava ve kapalı ortamlarda daha uzun süre vakit geçirme zorunluluğu gibi etkenler sivilcelerin, sedef, egzama gibi bazı cilt hastalıklarının artmasına sebep oluyor. Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Ayfer Aydın, “Kış aylarında sağlıklı bir cilt için yapılması gerekenler” hakkında bilgi verdi

BEBEKLERİNİZİ BU GIDALARDAN UZAK TUTUN



ÜCRETSİZ Yeni Dönem Doğuma Hazırlık Kursları






Memorial Doğuma Hazırlık Kursu’nda gebeliğin oluşumundan, hamilelik süresince dikkat edilmesi gereken hususlara, gebelikte vücutta oluşacak değişiklikler, doğum süreci ve hamilelik sonrası anne-bebek sağlığına kadar bilinmesi gereken tüm konular, uzman hekimler tarafından anlatılacaktır.

Başlangıç tarihi: 27 Kasım 2008 Her Perşembe
Saat: 18.30 – 20.30
Yer: Memorial Hastanesi Konferans Salonu
Bilgi ve Kayıt: 444 7 888
Katılım Ücretsizdir.




DOĞUMA HAZIRLIK KURSU 2008ÜCRETSİZ DOĞUMA HAZIRLIK KURSU


27.11.2008
Gebelik oluşumu, fizyolojisi ve gebelikte sık karşılaşılan sorunlar Op. Dr. Altuğ Semi
Gebelikte beslenme Dyt. Yeşim Çelik
Gebelikte ağız ve diş sağlığı  Uz. Dt. Emek Kurtoğlu

04.12.2008
Gebelikte postür, yürüyüş Uz. Dr. Rıza Nejat Azeri
Gebelik egzersizleri Fzt. Muhammed Atayi
Anne karnındaki bebeğin, gelişimi, takibi, bebeğe yapılabilecek tetkikler  Op. Dr. Cihangir Yılanlıoğlu

18.12.2008
İdeal doğum şekli var mıdır? Op. Dr. Figen Taşer Güney
Ağrısız doğum Uz. Dr. Nerime Soybir
Gebelikte cilt hastalıkları Uz. Dr. Zerrin Baysal

25.12.2008
Gebelik ve sonrasında ortaya çıkan psikolojik problemler Uz. Dr. Cem Hızlan
Bebek Bakımı İle ilgili Pratik Bilgiler Eğit. Hem. Melek Aydın
Sağlıklı ebeveyn ve çocuk ilişkisi Uz. Dr. Leyla Alkaş

08.01.2008
Bebeğin beslenmesi, anne sütünün önemi Uz.Dr. Hülya Caner
Yenidoğan sağlığı ve hastalığı Uz. Dr. Ercan Tutak
İlk günlerden sonrası-Bebeklikten çocukluğa gelişim Uz. Dr. Özlem Okutan

www.xprodoksit.com




| Yorum Ekleyin | 17.12.2008 | Bebegim  | Kalıcı Link | Arkadaşına Gönder



BEBEKLERİNİZİ BU GIDALARDAN UZAK TUTUN



1 Yaşına Kadar Bebeğinizi Bu Gıdalardan Uzak Tutun


Ataşehir Memorial Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. ÖzlenKaya Çardak,Bebeklere 1 yaşına kadar yedirilmemesi gereken gıdalar ve bebeklerin sağlıklı beslenmesi için dikkat edilmesi gereken noktalar” hakkında bilgi verdi.

Bebeklerde ve çocuklarda beslenmenin temel amacı, uygun büyüme ve gelişmenin sağlanması ve besin eksikliği durumunun engellenmesidir. Büyümenin ve beyin gelişiminin en hızlı olduğu 0-2 yaş arası dönem, beslenmenin en önemli olduğu zamanlardır.BEBEKLERİNİZİ BU GIDALARDAN UZAK TUTUN